8 Aralık 2015 Salı

Bin 1 ada masalları…

TELVE Mayis 2013


Kanada’ya ilk gelişim bir haftalık bir tatil içindi… Az Toronto üstü Montreal, Quebec City gezmiştim… Taaa o günden beri Erdem’in başının etini yiyip duruyordum “1000 Islands” diye… 

Sonunda Rabbim sesimi duydu da Türk Milli Voleybol Takımı’nı hazırlık maçı için Kingston’a gönderdi :)))) 

E milli takım gelmiş, hazır takvimler de 19 Mayıs’ı gösterirken biz de Gençlik ve Spor Bayramı’mızı adına yaraşır bir aktiviteyle kutlayalım; de mi ama :) Oraya kadar gitmişken Gananoque’a da gidiveririz canıııımm :) 

1000 Islands’ı gezdik… 

2,5 saatte binini birden gezmedik tabii, hoş 1000 tane var mıdır? Orası da muallak :) 

İrili ufaklı, ben diyeyim kaya parçası, siz deyin kara parçasının üzerine duruma göre kimi şato kondurmuş kimi gecekondu… Manzarayı görünce aaayyy... şuna baakk ne romantiiiikk…. Ayyy ne şiriiinn… oooo… ne hikaye, masal gibiii… diye nidalar atıyosunuz daaa iş oralarda yaşamaya gelse siz ne dersiniz bilmem ama ben almıyiim…! 

Zaten bu Kuzey Amerika ellerinde insana hasret kalmışım… Sokaklarda bir hayat belirtisi görünce çığlık atıyorum… Bi de öyle ıssız ada… 

İstemeeeem… 

Fakat bunun yanında Kingston ve Gananoque’a hayran kaldım… 

Bi kere dükkanlar açık mı, kapalı mı merak etmiyosunuz… Sokaklarda insanlar yürüyo… Yani sadece spor olsun diye koşanların dışında sallana sallana yürüyen, dondurmasını yiyen, parkta banka oturmuş sohbet eden insanlar var sokaklarda… Kimi cafelerin, restoranların bahçelerinde, kimi evinin önüne masayı, mangalı atmış keyifte… 

Hayat var özetle… 

Ohh be kardeşim…! Napiiim ben masal kahramanlarını, bana insan lazım… Konuşsun, gülsün, ağlasın, kahkaha atsın… Etrafımızda hayat olsun, hareket olsun… Sevdiceğinizin elleri ellerinizden, eşin dostun sesi kulaklarınızdan eksik olmasın… 

Kingston’a gittik nerde ne yiycez derseniz, o işlere ben değil Varol bakıyo gerçi ama yine de bir iki ufak ipucu verebilirim… Biz İrish Pub olduğuna kapılıp Tir Nan Og’a oturduk; fakat aklımız Fish&Chips’ci The Pilot House’da; Jack Astor’s’ın muhteşem terası ve Lone Star’ın göle sıfır bahçesinde kaldı… 

Bi de ev yapımı dondurma yiyemedik… Bi daha gidicez mecbur… :))) 

Gananoque’da da Varol’un sözünü dinleyerek Gananoque Inn’de clam chowder içip, Montreal smoked meat sandviç yedik… 

Ne de iyi ettik… 

Fakat kahve için başka bir önerim var: Socialist Pig Coffeehouse… Bu da benden ufak bir kopya size :) 

Bi kere herşeyden önce bina taş… Öyle 3 ahşap 2 alçıpandan değil film seti gibi… Daha önce söylemiş miydim, kendimi filmde gibi hissediyorum diye… Ben herkes İngilizce konuşuyo diye sanıyodum şimdi farkediyorum, binalardan dolayı da olabilir :)))) 

Taş bina görünce heyecanlanıveriyorum işte… Dekorasyonu, tabağı çanağı ve menüsü pek bi stil sahibi… İlla ki bi kahve için derim… 

E şimdi biz 1000 Islands’ı gezdik deeee, bi de bunun 10 bin’i varmış :))) hemen hedefler arasına kattım :) 

Aaa… Maç mı nooldu? 

50 kişi civarındaki Türk taraftarının çılgın tezahüratına dayanamayan millilerimiz, muhteşem bir maç izlettiler bize… 

3-2 Türkiye kazandı maçı… 

19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’mızı hakkıyla kutladık… Son derece zevkli ve bir o kadar da heyecanlı bir maç oldu… 

E zaten Kanada Milli Takımı da bize yabancı değil… Hocaları Glenn Hoag İzmir’de Arkas’ın antrenörü; oyunculardan da 3’ü Arkas’taydı son iki sezondur. Bu sene de Schmitt gidiyor… 

İki milli takıma da katılacakları Avrupa ve Dünya Şampiyonalarında başarılar dilerkeeeen 7-8 ve 14- 15 Haziran’da Mississauga Hershey Center’da oynanacak olan Dünya Ligi maçlarına biz biletlerimizi aldık, sonra demedi demeyin… 

EED  

24 Ocak 2015 Cumartesi

Luca?!

Sick Kids Hospital
Telve April 2013


Merak ediyosunuz de mi? Luca orda mıydı acaba diye…

Yoktu…

Soramadım…

 
 



 

Başka çocuklar vardı, bu sefer…

Ben geçen seneye göre daha rahattım… Ama fazla güven de insanın başına dert açıyor işte… En azılı müşteri bana düşmesin mi J)) bir ana-kız…

Sanırsınız ertesi gün kızın çeyzine kilim dokumaya başlayacaklar… Allahım o ne meraktır…

İyi de ben gariban bi gönüllüyüm… 23 Nisan’ daaaaaan 23 Nisan’ a bi alttan bi üstten kilim dokur gibi yapıyorum sadece…

Kadın bi taraftan, kızı diğer taraftan sordukça elim dilime dolanmış ben çat pat cevaplamaya çalışırken bir de üstüne yanlış başlamışım… Farkettim farketmesine de rezil olduk bi kere… Neyse şimdilerde işim kolay “sorry, I am new” deyip kıvırıveriyorum J)) Şimdi de renk değişecek, ipin kalınlığı diğerinden farklı, problem olmaz mı diyor anne J)) Yaaa şekerim… Yünlerle kilim dokuyoruz, abartma istersen…

Neyse Evnur örtmenim imdat bakışlarımı çözüp yanıma koşuyor da ellerinden kurtuluyorum… Fakat kız o kadar becerikli ve anne o kadar meraklı ki, bi de bakıyorum olay gelmiş en başa dayanmış, tezgah nasıl kurulur o anlatılıyor… J))


Dedim size çeyzine kilim dokuyacak bu kız J)) çok tatlı… “El işlerinde iyiyimdir” diyor bi de şeker şeker… Meğer gerçekten şekermiş… Başka bir anne soruyor nesi var diye, diabetik olduğunu o ara duyuyorum… Zira biliyosunuz bize yasak öyle sorular sormak… Ama bu sene fotoğrafa izin var…

Geçen seneki gibi etkinliğe katılmak isteyen fakat odasından çıkamayan bir çocuğun yanına bu sene Sevda koşuyor… Fakat yavrucak kendisini çok yorgun hissettiği için geri dönmek zorunda kalıyor…

Bir çocuk daha var tanışamadığımız… Ameliyata almasalardı gelecekti… Fakat o kadar merak etmiş ki nasıl dokunduğunu yazılı bırakmamızı istemiş kuzum benim…

Şebnem minicik bir kızla birlikte… Hata yapıveriyor ufaklık… Ne var ki?! Ama öyle değil işte… Üzüm üzüm üzülüyor ve odasında devam etmeye karar veriyor…

Bir cılız bir de tosun 2 oğlumuz var… İkisi de pek hevesliler… Bu sene gelen çocukların, miniş kızımız hariç, hepsi etkinliğin sonuna kadar kaldılar… Hatta desen yapmak istediler…

İş büyüdü anlayacağınız…

Esra bir ara oradaki görevli bir hanıma da anlattı yanılmıyorsam, çocuklar takılırsa yardımcı olsun diye… Müge ve Aylin ise hobi olarak devam etme niyetindeler J))

Annelere de tezgahlara desen çizmeyi ve renk değiştirmeyi tarif ediyoruz; belki çocuklar baş harflerini falan yaparlar… Ama tosunun baş harfle yetineceği yok… “Bi dakka, gidip desen getireceğim” diye gitti… Bi de geldi ki J)) deseni görünce Evnurum örtmenim şöyle bi yutkundu. Şimdi olmaz dese üzülecek bu yavrucak… E ama kilimin üstüne de “Ra’nın gözü”nü nasıl dokuyacaksın J)) En sonunda düz dokuma yapıp, üzerine birlikte çizmeye karar verdiler… Bizim 23 Nisan kilim dokuma işi bir günle sınırlı kalmayacak, arada gidip yarım işleri tamamlayacağız…

Çocuklarla birlikte anneler de çok ilgilendiler… Çocuklar annelerinden hızlı öğrendi, hatta bizi de solladılar J)) Şen şakrak bir gün geçirdik… Yine bir tek anne vardı, çocuğu yatakta kendisi oyalanacak birşeyler arıyor… Tezgahı ona bırakacağımızı duyunca çok sevindi…

Sabah Special Olympics, öğleden sonra Sick Kids… İkisini birden kaldıramam diye düşünüyordum…

Ama öyle olmadı ya…

Bu sefer ne anladım biliyo musunuz?

Bu etkinlikler onları mutlu ettiği kadar aslında belki de daha çok bizi mutlu ediyor… Kendini şöyle bi hafiflemiş, rahatlamış hissediyor insan… Sanki gereksiz yüklerden kurtulmuş gibi… Daha bir içten gülümsüyor; daha bir huzur buluyor…


 

Varol’un bu fotoğrafın altına yazdığı gibi : “Keep smiling and let them smile”

EED

Special Olympics


ENGEL SİZ MİSİNİZ?

Geçenlerde Ersoy’ la sohbet ettiğimden beri kafamın içinde dönüp duruyor. Engel dediğimiz nedir; engelli dediğimiz kimdir? Biz kendimizi sağlam zannederken aslında hangi konularda engelli değil ama özürlüyüz acaba?
 

Ben sualtında ne var görmek için dalıyorum, fotoğraf çekiyorum, yazı yazıyorum… Görmesem bunları yapamam, ayrıca da ne manası var di mi?

Ersoy’a ne demeli… “Kızıldeniz’ de daldım, çok başkaydı” dediğinde ağzım açık kaldı…

Nasıl yani???

Sene 2001, bir proje kapsamında engelli 7 sporcu Kızıldeniz’ de 18mt’ ye inmişler. Heyecanlı heyecanlı anlatıyor… Kaş’ ta aldıkları eğitimi, Kzıldeniz’e gitmelerini… “Kızıldeniz çok farklıydı” diyor yine! Farkı nasıl farkettin?! Gözlerimi kapatıp Çeşme’ yle Kaş’ la Kızıldeniz’ i kıyaslıyorum; suyun sıcaklık farkından başka bişey söyleyemem!!

Vay anasına… O kadar dal çık ve hiç bişey anlamamış olduğunu bir gecede farket… Acı de mi?

His özürlü olmak diye bişiii var mıdır? Varmış… Hele yanında akıl tutulması da oldu mu sosyolog bile olsan saçmalarsın…

 
İşte bu duygularla gittim ben Special Olympics’e…

 
21 Nisan’ dan kalma yorgun argın ve güneş yanıklarıyla yine bir sürü gönüllü George Brown’un ana girişinde toplanmıştı… Herkes sağa sola koştururken, Özlem’ le bana “aşağıda kalın gelenleri yönlendirin” görevi verildi…

Güvenlik görevlileri tekerlekli sandalyeyle gelenleri nereden geçireceğimiz, hangi asansörleri kullanacağımızı anlattılar… Biz bütün yolu görmek için 6.kata kadar keşif turu yaptık ve hazırlıklar tamamlandı…
 

Sıra geldi 10 okuldan gelecek 100 civarındaki öğrenciyi karşılamaya ve spor salonuna kadar onlara eşlik etmeye… Daha çok bizim küçük gönüllüler istekli bu işe… Hiç çekinmiyorlar aksine bugün sanki daha bir atılganlar… Hatta bir tanesinin tabelasını taşıdığı okul gelmedi ve bir okula eşlik edemedi diye nasıl üzüldü tontonum…


Futbol kalesinin yanındayım… Kaleye bazen öğrencilerden bazen gönüllülerden geçen oluyor… Bizimkiler gol olsun diye kenara çekilince bozuluyorlar, kayırılmak istemiyorlar… Ama kurtaracak gibi yapıp da gol yersen nasıl neşeleniyorlar J Tekerlekli sandalyede bir kızla göz göze geldik… O gözlerde bişey vardı… Sanki onun bilip de benim bilmediğim… Söylemek isteyip de söylemediği… Anlamamı beklediği bişey…

Topa ilk vurduğunda azıcık yuvarlanıverdi top… Hemen bana baktı yine… Ben ise onun topa o kadarcık vurmasına bile çok sevinmiş el çırpıp zıplıyordum… Sonra her seferinde önce bakıştık, sonra beraber sevindik… Her seferinde biraz daha ileri gitti top…
 

Bu arada en çok şamata bowlingden geliyordu… Zaten etkinlik sonunda öğrencilerden en büyük alkışı da bizim küçümenlerin görevli olduğu bowling köşesi aldı J
 

Yanılmıyorsam 110 öğrenci gelmişti… Keşke size hepsini tek tek tarif etme şansım olsaydı… Kimisi çok meraklıydı, sürekli soru sordu… Kimisi çok utangaçtı oyunlarda bile başlığını çıkarmadı yüzünü göstermek istemedi… Kimisine heyecan fazla geldi minik ataklar yaşadı… Çoğunluğu ile enerji alışverişi muhteşemdi… Ve etkinliğin sonunda hepsi “cha cha slide” ile dans ettiler J

 
Orada olmalıydınız… Çocukların sevincini, enerjisini; öğretmen ve yakınlarının desteklerini ve mutluluklarını görmeliydiniz…

 
“İnsan” olmanın verdiği hazdı günün sonunda bizim de elimizde kalan…

Daha ne olsun…


EED

Dearest creature in creation…



Köşe yazısı deyince giriş gelişme sonuç bekliyorsunuz da bu sefer ben kafama takılan birkaç soruyla başlamak istiyorum.

Burada hayat yavaş de mi? Esas soru bu değil! Her şey ağır ağır işliyor…  Trafik yavaş, insanlar yavaş, işlemler yavaş…

Relax! Aceleye gerek yok… Sıraya gir, bekle…

İyi de be kardeşim madem neden arkadan atlı koşturuyor gibi konuşuyolar?

“Zit” ne bilen var mı? Geçenlerde öğrendim ki “is it”miş meğerse J)) “fitz” de “if it is”miş…

Hey allahım…

Bir de neden ”t” harfi var ki?  “T”yi  “d”  olarak söyledikten sonra  “t”ye ne gerek var?

Bazı kelimeler var, eş sesli desen değil, eş anlamlı desen değil…

Bana öyle bi kelime bulun ki yazılışı birebir aynı olsun ama farklı okunsun ve anlamı da birbirinden farklı olsun…

Ne gerek var de mi? Yok işte abiler yapmış… “Tear”

Ben taktım bu İngilizceye ya… Şimdi size bi şiir ekliyorum, bir de link… Bu link yardımıyla bütün şiirin doğru telaffuzunu takip edebilir ve öğrenebilirsiniz… Bu şiirdeki bütün kelimeleri doğru telaffuz ettiğinizde de CBCye spiker olabilirsiniz… Ben de çalışıyorum işte, bakarsınız bir gün İngilizce yazıvermişim köşeyi J))

THE CHAOS

Dearest creature in creation,
Study English pronunciation.
I will teach you in my verse
Sounds like corpse, corps, horse, and worse.
I will keep you, Suzy, busy,
Make your head with heat grow dizzy.
Tear in eye, your dress will tear.
So shall I! Oh hear my prayer.


Just compare heart, beard, and heard,
Dies and diet, lord and word,
Sword and sward, retain and Britain.
(Mind the latter, how it's written.)
Now I surely will not plague you
With such words as plaque and ague.
But be careful how you speak:
Say break and steak, but bleak and streak;
Cloven, oven, how and low,
Script, receipt, show, poem, and toe.


Hear me say, devoid of trickery,
Daughter, laughter, and Terpsichore,
Typhoid, measles, topsails, aisles,
Exiles, similes, and reviles;
Scholar, vicar, and cigar,
Solar, mica, war and far;
One, anemone, Balmoral,
Kitchen, lichen, laundry, laurel;
Gertrude, German, wind and mind,
Scene, Melpomene, mankind.


Billet does not rhyme with ballet,
Bouquet, wallet, mallet, chalet.
Blood and flood are not like food,
Nor is mould like should and would.
Viscous, viscount, load and broad,
Toward, to forward, to reward.
And your pronunciation's OK
When you correctly say croquet,
Rounded, wounded, grieve and sieve,
Friend and fiend, alive and live.


Ivy, privy, famous; clamour
And enamour rhyme with hammer.
River, rival, tomb, bomb, comb,
Doll and roll and some and home.
Stranger does not rhyme with anger,
Neither does devour with clangour.
Souls but foul, haunt but aunt,
Font, front, wont, want, grand, and grant,
Shoes, goes, does. Now first say finger,
And then singer, ginger, linger,
Real, zeal, mauve, gauze, gouge and gauge,
Marriage, foliage, mirage, and age.


Query does not rhyme with very,
Nor does fury sound like bury.
Dost, lost, post and doth, cloth, loth.
Job, nob, bosom, transom, oath.
Though the differences seem little,
We say actual but victual.
Refer does not rhyme with deafer.
Foeffer does, and zephyr, heifer.
Mint, pint, senate and sedate;
Dull, bull, and George ate late.
Scenic, Arabic, Pacific,
Science, conscience, scientific.


Liberty, library, heave and heaven,
Rachel, ache, moustache, eleven.
We say hallowed, but allowed,
People, leopard, towed, but vowed.
Mark the differences, moreover,
Between mover, cover, clover;
Leeches, breeches, wise, precise,
Chalice, but police and lice;
Camel, constable, unstable,
Principle, disciple, label.


Petal, panel, and canal,
Wait, surprise, plait, promise, pal.
Worm and storm, chaise, chaos, chair,
Senator, spectator, mayor.
Tour, but our and succour, four.
Gas, alas, and Arkansas.
Sea, idea, Korea, area,
Psalm, Maria, but malaria.
Youth, south, southern, cleanse and clean.
Doctrine, turpentine, marine.


Compare alien with Italian,
Dandelion and battalion.
Sally with ally, yea, ye,
Eye, I, ay, aye, whey, and key.
Say aver, but ever, fever,
Neither, leisure, skein, deceiver.
Heron, granary, canary.
Crevice and device and aerie.


Face, but preface, not efface.
Phlegm, phlegmatic, ass, glass, bass.
Large, but target, gin, give, verging,
Ought, out, joust and scour, scourging.
Ear, but earn and wear and tear
Do not rhyme with here but ere.
Seven is right, but so is even,
Hyphen, roughen, nephew Stephen,
Monkey, donkey, Turk and jerk,
Ask, grasp, wasp, and cork and work.


Pronunciation -- think of Psyche!
Is a paling stout and spikey?
Won't it make you lose your wits,
Writing groats and saying grits?
It's a dark abyss or tunnel:
Strewn with stones, stowed, solace, gunwale,
Islington and Isle of Wight,
Housewife, verdict and indict.


Finally, which rhymes with enough --
Though, through, plough, or dough, or cough?
Hiccough has the sound of cup.
My advice is to give up!!!



Yazarı, gezgin ve öğretmen Gerard Nolst Trenité  (1870–1946). O da sanırım benim gibi takılmış bu konuya ve bu “The Chaos”u yazmış 1920’ de.  J))

Nur ol Gerard…

Aradan bu kadar yıl geçti… İngilizce hala aynı… Ama bu kaos senin şiirde kalmadı be Gerard, dünyayı sardı…

EED

Ahh şu kadınlar…

Telve February 2013
 

Yeni senenin yazılarına kız arkadaşlarla başlamışken devam edelim derim ;) gerçi kardeşim bu kadın milletine de yaranmak zor…

O kadar 14 Şubat sevgililer günü icat edildi… Romantik yemeğini ye, hediyeni al; olmadı diğer kızlarla alternatif parti yapıp kendi kendine hediye al, gül oyna ama dünya işleriyle uğraşma… Kır bacağını otur de mi? Şimdi bu sevgi dolu günde isyan etmek de nerden çıktı?

Yok anam bu kadın milletine yaranılmaz…

Alışveriş yapıp rahatlamak, mutlu olmak varken sen kalk isyan edicem diye tuttur. Yetmedi bi de üstelik bütün dünyayı ayaklandır… Ama kadının isyanı bile şık kardeşim… Ne Pakistan’ı kaldı ne Filipinler’i ne de Kanada’sı… Bütün dünyada kadınlar kendi ülkelerinde öğle saatinde aynı şarkıyla dans ettiler… Kadına karşı şiddete başkaldırdılar…

İnanılır gibi değil de mi?

Kadın isterse ne yapmaz! Keşke bu şiddeti uygulayan kişi, kurum ve devletler de bi silkinip kendilerine gelebilseler… Biliyorum mümkün değil ama en azından 1 milyon kadın bir olup diğerine yalnız olmadığını hissettirdi!


Photo by Kevin Konnyu (ONE BILLION RISING-TORONTO)


ONE BILLION RISING-IZMIR FACEBOOK SAYFASI

İki fotoğraf arasındaki 7 farkı siz bulursunuz J)) ama ayrıca iki eylemin de videosunu bulun ve izleyin… Muhteşemler…

Bu kadınlar bir araya gelmeye görsün, bakın daha neler yapmışlar…

Sizinle paylaşmadan rahat edemeyeceğim… Bizim İzmir’ de bi Cafe Colette’imiz vardır. Sahibesi Fatoş, annemden sonra en lezzetli yemekleri yapan ve hatta annemin bana yıllarca yediremediği pırasayı sevdiren, sihirli elleri ve hoş muhabbeti olan dünya tatlısıdır; benim için Serra Yılmaz’ın İzmir şubesidir. O kadar yani J. Laf aramızda ben ilk ondan duydum, o da onlardan biriymiş…

İzmirlinin biri bigün bir de bakmış ki babaannesinin “sini pidesi”ni annesinden öğrenmezse bu tarif kaybolup gidecek, bi daha yiyemeyecekler, torunlarına yapamayacak… Başlamış anneden tarifleri tırtıklamaya, sonra iş büyümüş arkadaşların annelerinin tarifleri de girmiş işin içine… E ben bunu kendi kendime ne yapıcam, paylaşayım demiş ve olmuş mu sana koca bi proje J

Ben gelmeden önce gidip aldım bu kitabı… İçinde tarif deşelerken anıları da okuyup kendi çocukluğuma da gidiyorum arada… Hoş, tarifleri hem benim gibi acemi bi ev kadınının yapması zor hem de malzemelerin çoğunu bulmak mümkün değil… Ama biz çocukken yılbaşı sofralarındaki muzun tadını, öğlen uykusundan uyanıp yıkanmış serin balkonlarda balla peynirle yenen akıtmanın, pişinin tadını alıyor; kumruların guguklarını duyuyorum J Neyse ki ben de yapabileceğim bi tarif buldum geçenlerde… Ufak bi kaçamak yaptık İzmir inciriyle ;)

Kitabın adı mı ne?

“Annesinin Kızı” (annesininkizi.com.tr)

Bu arada miras bırakmak istediğiniz sizde emanet eskilerden tarifler varsa, sitelerinde paylaşmanız ve tescilli bir ana kuzusu da olmanız mümkün ;)

İşte kadın dayanışması yeri gelir dünyayı sallar, yeri gelir torunlara miras olsun diye mutfağa girer… Bu kadınlardan korkulur arkadaş J)

Yeri gelmişken 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günümüzü de ben peşinen kutlayayım… http://www.internationalwomensday.com/esearch.asp?country=37 bu linkte Kanada’daki 68 etkinliği görebilirsiniz. Ülkeler listesinde Afganistan, Ruanda ve Uganda bile varken maalesef Türkiye yok L

Nuri Bilge Ceylan’ın da betimlediği gibi “yalnız ve güzel ülkem”in kadınlarına;

“Ve sizi o keder güzelleştirdi o keder
O isyan etmeler Tanrı'ya, o içinizdeki kırıklık
O sabahlara dek ağladığınız geceler”*

Elvan Eryöner Denizkuşu
*Seven Bir Kadın İçin Sone-Ümit Yaşar Oğuzcan

Benim balonlarım vardı…

Telve January 2013

Bu şarkı nerden aklıma düştü?! Hatırlayanınız, bileniniz var mı bilmem… İbo diye tombul bi şarkıcı vardı, o söylerdi…

Benim balonlarım vardı, onları kimler kimler aldı…

Balon kıymetli bişiii… Hele uçan balon… İzmir’de fuara gidilince alınır, kaçmasın diye bileğe bağlanır… Maximum önem gösterilir… Kaçırmaz ve patlatmadan eve varabilirsen odaya bırakılır, odanın tavanında keyifle seyredilirdi…

İşte benim de öyle kıymetlim, kız arkadaşlarım vardı… Hala varlar ama çooook uzakta… O kadar çok şey paylaştık ki birkaç cilt roman yazabilirim J)) Kimin kalbi kırılsa birine telefon etmesi yeterdi… Hepimiz hemen kırmızı alarm verip toplaşırdık… Bir nevi çeteydik J)) Birisi tufaya gelirse plan yapar intikamımızı alırdık J))) Beraber güler, beraber ağlar, beraber eğlenirdik… Bazen konuşmamıza gerek kalmadan bir bakışla anlaşırdık… Sanki bütün fıkraları bir birimize anlatmış ve numaralamıştık da gülmek için sadece numarayı vermemiz yeterliydi J))) Küçücük bir şey bizi heyecanlandırdığında aynı coşkuyu yaşardık… Seyahat hayalleri kurar, kimini başarır kimini erteler ama unutmazdık J) Hepimizin kız ya da erkek kardeşi vardı ama bizim ilişkimiz bi başkaydı… Paylaşılmayan tek şey yalnızlıkmış ya işte biz en çok onu paylaşırdık J

Şimdi onları çok özlüyorum… İnsanın hayatında kız arkadaş ne büyük bir ihtiyaçmış J)) yani iki dedikodu yapacaksın, kocayla olmuyor J)) bir çantayı beğenip de neden çığlık attığını koca anlamıyor J)) bazı şeyleri kız kıza yapmak gerekiyor işte…

Geçenlerde bir Pazar kocamın müzik çalışmasını fırsat bilip Frida & Diego sergisine gideyim istedim… Deniz de müsaitmiş, AGO’ da buluştuk… Biletlerimizi alıp içeri girdik… Sergi, hayatlarından kesitler ve fotoğraflarla başlıyor… Sonra aynı dönemlerde Frida’ nın ve Diego’ nun çalışmalarını birlikte göstererek devam ediyor… Teknik ve sanat açısından anlamam tabii ama baktım da Diego sağı solu çizmiş, başka insanları hatta başka kadınları, sosyal durumları… O bunlarla uğraşırken zavallı Frida hep kendisiyle boğuşmuş, coşkusunu, sevgisini, üzüntüsünü, tutkusunu, endişesini, aşkını çizmiş durmuş… Umarım fırsat bulup da gezmişsinizdir sergiyi, üstüne filmini tekrar izleme ihtiyacı hissediyor insan J değil mi?



Serginin çıkışında Frida ve Diego’yu anmak için Pedro Martinez diye başka bir sanatçı Meksika geleneklerine göre bir altar hazırlamış… Biz en çok orada eğlendik… Kağıttan çiçek yaptık, sunduk; aşklarını onurlandırdık… Onlar adına hazırlanan maketlerle fotoğraflar çektirdik… Bütün bunları da başka kız kıza gelmiş birkaç kişiyle hemen oracıkta ufak bir çete oluşturup yaptık J)) Bunun da zevki ancak böyle çıkardı gerçekten J

Ben çok şanslıyım hem harika bir kız kardeşim hem de harika kız arkadaşlarım var. Sanki hayatımın özeti gibi… Feryal, İpek, Gözde, Aylin, Aslı, Gülden, Didem, Evşen, Sibel bu yazı sizin için kızlaaaarrrss J Sizi düşününce hala gözlerim doluyor ve burnumun ucu sızlıyor... Hele bazen burada öyle anlar oluyor ki o an hiç değilse biriniz burada olsaydınız diye düşünüyorum… Ama ne çare kalbim beni çoook uzağa getirdi J)))
Sonuç olarak kimler geliiiirrr hayatımdan kimler geçeeeer ama hiçbirisi yerinizi tutmaz…

Kız arkadaşlarınızın kıymetini bilin… Beyler sözüm size değil; hatunlar size diyorum… Hayatınızın her döneminde yanı başınızda elinizi uzatabileceğiniz bir kız arkadaşınızın olması dileğiyle…

EED

ARALIK 2012


Telve December 2012

Eeee… Yeni yıl geliyor… Bir yeni yıl daha… Yine yeni kararlar, yeni başlangıçlar… J))

Kilo verilecek, para biriktirilecek, ev alınacak, araba alınacak, uzun zamandır gıcık olunan patrona ağzının payı verilecek, yeni iş bulunacak, aşçılık kursuna gidilecek, dans derslerine başlanacak, dalışa başlanacak, yeni yerler keşfedilecek, kuzey ışıkları görülecek, Machu Pichu’ ya çıkılacak, örgü öğrenilecek, sevgiliye atkı örülecek, kayak yapılacak, paten kayılacak, spora başlanacak, kredi kartları sıfırlanacak, gardrop yenilenecek, eskilerden kurtulunacak, yenilere yer açılacak, başka bir şehre hatta ülkeye taşınılacak, her şeye yeniden başlanacak, bu sene her şey farklı olacak…

Benim hiç böyle bir listem olmadı… E nerden mi aklıma geldi… Son günlerde televizyonda sürekli bir reklam dönüyor, listesini tamamlamış bir sürü insan huzur içinde geçen senenin listesini yırtıp atıyorlar; ama ne reklamı olduğunu hatırlamıyorum J))) Demek ki çok da başarılı bir reklam değilmiş…

Hadi bu sene ben de liste yapiiiim dedim…

Düşündüm düşündüm ben şu İngilizceyi söksem önce dedim… Hoş nasıl sökeceğim o da ayrı konu… Bir kuralı yok ki sürekli exception J)) İ “ay” okunacak diye biliyorum ama ne fayda… Onlar kendi kafalarına göre takılıyolar; “dayyrekt” de diyolar “dirrekt” de… Hah hadi çöz bakalım… Hadi bu okuma faslı kolay uydur uydur oku… Çoğul yapacaksan bi kelimeyi “s” koyarsın de mi? Yok öyle değil işte her zaman… “goose” denen o kaz sürü haline geldi mi “geese” diye çağırılıyorlar; “foot” da “feet” oluyor ama sakın bunu kural yapıp da “boot”un çoğulunu “beet” sanma J)) Bi de birisi bana otoyola neden PARKway, otopark alanına da neden DRİVEway dendiğini de açıklayabilirse sevinirim…

Yaz en birinci sıraya… İngilizce tüm kuralsızlığına rağmen çözülecek J İyi ama yeni yıl gelmese öğrenmeyecek miydim yani… Şimdi bu durumda liste kapsamına girer mi girmez mi?

Sorma yaaaazz…

Ehliyet alınacak; ama onu yeni yıla bırakmasam daha iyi… Kilo kontrolünü de yeni yıla bırakmıyoruz; azimliyiz J)) Ne kaldı geriye? Spor? E gidip şurdaki havuza yazılıcam zaten, neden yılbaşını bekliyiim ki onun için? Yeni yılda yüzerim işte bol bol… Kayak ve paten kayma işini de sıkıştırabilirsem araya…

Bak bu ikinci madde olabiir, yazalım bakalım: Kanada’ da yaşanacak madem kış sporu öğrenmeli! Artık bu kış olur, seneye olur… Allah kerim J

Tatil planı? Bak o zor… Görmek istediğim yerlerin listesini yapsam çok uzar… Alaska oluuurrr, kuzey ışıkları oluuurrr, Peru oluuuurrr, Arjantin oluuurr, Şili oluuur, Güney Kutbunda penguenlerle buluşma oluuur, Newfoundland&Labrador oluuurr, ya da şöyle baştan sona trenle Kanada oluuurr… olur da olur yani… Neresi denk gelirse gidicez artık… Onun için listeye özet olarak dahil edelim.

Üüüüç: daha önce gidilmemiş bir yere gidilecek! En kolayı bu oldu aslında J)) şurdan 2 durak kuzeye gitsem bile ilk defa gitmiş oluyorum.

İş de bulmam lazım bu arada tabii ama onun da yeni yılla bir alakası yok, zaten yapılacaklar arasında. Hah buldum bu sene burada kariyer planlamamı halletmem lazım… PMP alınacak en başta!

Yaz, dööört: okuldan yeni mezun olmuş gibi yeni bir heyecanla iş dünyasına dalınacak! Evet kesinlikle, çünkü ev kadınlığı çalışma hayatına göre daha zor kardeşim ;) Çalışırken ben bir işi yapar, dosyayı katlar kenara koyardım ve yeni bir işe geçerdim. Evde öyle mi ya… Dön dolaş aynı işi yapıyorsun; nasıl oluyorsa sürekli sanki hiç yapmamışsın gibi… Bi de üstüne anne olup süper kadınlık mertebesine ermiş olanları saygıyla selamlıyorum… İçimdeki Ayşe teyzeyi de ayrıca kucaklıyorum J))

Bu liste konusu biraz karışık, yeni yıla endekslesek de mi listelesek yoksa bağımsız bir liste mi oluştursak? Amaaan ne listesi zaten kıyamet kopacak 20 gün sonra mı desek?


Nasıl bir liste yaparsanız yapın, başlangıcı ister yarın kabul edin ister 1 Ocak; yeter ki bu yıl

ü  Daha çok kahkaha atın

ü  Daha çok su için

ü  Daha az uyuyun

ü  Sevginizi daha çok gösterin, paylaşın

ü  Daha çok yardım edin

ü  Annenizi babanızı daha çok arayın

ü  Dostlarınızla daha çok vakit geçirin

ü  Daha çok sarılın

ü  Şu dünyada daha çok iz bırakın…

Mutlu yıllar… ;)

Elvan Eryöner Denizkuşu