24 Ocak 2015 Cumartesi

Dearest creature in creation…



Köşe yazısı deyince giriş gelişme sonuç bekliyorsunuz da bu sefer ben kafama takılan birkaç soruyla başlamak istiyorum.

Burada hayat yavaş de mi? Esas soru bu değil! Her şey ağır ağır işliyor…  Trafik yavaş, insanlar yavaş, işlemler yavaş…

Relax! Aceleye gerek yok… Sıraya gir, bekle…

İyi de be kardeşim madem neden arkadan atlı koşturuyor gibi konuşuyolar?

“Zit” ne bilen var mı? Geçenlerde öğrendim ki “is it”miş meğerse J)) “fitz” de “if it is”miş…

Hey allahım…

Bir de neden ”t” harfi var ki?  “T”yi  “d”  olarak söyledikten sonra  “t”ye ne gerek var?

Bazı kelimeler var, eş sesli desen değil, eş anlamlı desen değil…

Bana öyle bi kelime bulun ki yazılışı birebir aynı olsun ama farklı okunsun ve anlamı da birbirinden farklı olsun…

Ne gerek var de mi? Yok işte abiler yapmış… “Tear”

Ben taktım bu İngilizceye ya… Şimdi size bi şiir ekliyorum, bir de link… Bu link yardımıyla bütün şiirin doğru telaffuzunu takip edebilir ve öğrenebilirsiniz… Bu şiirdeki bütün kelimeleri doğru telaffuz ettiğinizde de CBCye spiker olabilirsiniz… Ben de çalışıyorum işte, bakarsınız bir gün İngilizce yazıvermişim köşeyi J))

THE CHAOS

Dearest creature in creation,
Study English pronunciation.
I will teach you in my verse
Sounds like corpse, corps, horse, and worse.
I will keep you, Suzy, busy,
Make your head with heat grow dizzy.
Tear in eye, your dress will tear.
So shall I! Oh hear my prayer.


Just compare heart, beard, and heard,
Dies and diet, lord and word,
Sword and sward, retain and Britain.
(Mind the latter, how it's written.)
Now I surely will not plague you
With such words as plaque and ague.
But be careful how you speak:
Say break and steak, but bleak and streak;
Cloven, oven, how and low,
Script, receipt, show, poem, and toe.


Hear me say, devoid of trickery,
Daughter, laughter, and Terpsichore,
Typhoid, measles, topsails, aisles,
Exiles, similes, and reviles;
Scholar, vicar, and cigar,
Solar, mica, war and far;
One, anemone, Balmoral,
Kitchen, lichen, laundry, laurel;
Gertrude, German, wind and mind,
Scene, Melpomene, mankind.


Billet does not rhyme with ballet,
Bouquet, wallet, mallet, chalet.
Blood and flood are not like food,
Nor is mould like should and would.
Viscous, viscount, load and broad,
Toward, to forward, to reward.
And your pronunciation's OK
When you correctly say croquet,
Rounded, wounded, grieve and sieve,
Friend and fiend, alive and live.


Ivy, privy, famous; clamour
And enamour rhyme with hammer.
River, rival, tomb, bomb, comb,
Doll and roll and some and home.
Stranger does not rhyme with anger,
Neither does devour with clangour.
Souls but foul, haunt but aunt,
Font, front, wont, want, grand, and grant,
Shoes, goes, does. Now first say finger,
And then singer, ginger, linger,
Real, zeal, mauve, gauze, gouge and gauge,
Marriage, foliage, mirage, and age.


Query does not rhyme with very,
Nor does fury sound like bury.
Dost, lost, post and doth, cloth, loth.
Job, nob, bosom, transom, oath.
Though the differences seem little,
We say actual but victual.
Refer does not rhyme with deafer.
Foeffer does, and zephyr, heifer.
Mint, pint, senate and sedate;
Dull, bull, and George ate late.
Scenic, Arabic, Pacific,
Science, conscience, scientific.


Liberty, library, heave and heaven,
Rachel, ache, moustache, eleven.
We say hallowed, but allowed,
People, leopard, towed, but vowed.
Mark the differences, moreover,
Between mover, cover, clover;
Leeches, breeches, wise, precise,
Chalice, but police and lice;
Camel, constable, unstable,
Principle, disciple, label.


Petal, panel, and canal,
Wait, surprise, plait, promise, pal.
Worm and storm, chaise, chaos, chair,
Senator, spectator, mayor.
Tour, but our and succour, four.
Gas, alas, and Arkansas.
Sea, idea, Korea, area,
Psalm, Maria, but malaria.
Youth, south, southern, cleanse and clean.
Doctrine, turpentine, marine.


Compare alien with Italian,
Dandelion and battalion.
Sally with ally, yea, ye,
Eye, I, ay, aye, whey, and key.
Say aver, but ever, fever,
Neither, leisure, skein, deceiver.
Heron, granary, canary.
Crevice and device and aerie.


Face, but preface, not efface.
Phlegm, phlegmatic, ass, glass, bass.
Large, but target, gin, give, verging,
Ought, out, joust and scour, scourging.
Ear, but earn and wear and tear
Do not rhyme with here but ere.
Seven is right, but so is even,
Hyphen, roughen, nephew Stephen,
Monkey, donkey, Turk and jerk,
Ask, grasp, wasp, and cork and work.


Pronunciation -- think of Psyche!
Is a paling stout and spikey?
Won't it make you lose your wits,
Writing groats and saying grits?
It's a dark abyss or tunnel:
Strewn with stones, stowed, solace, gunwale,
Islington and Isle of Wight,
Housewife, verdict and indict.


Finally, which rhymes with enough --
Though, through, plough, or dough, or cough?
Hiccough has the sound of cup.
My advice is to give up!!!



Yazarı, gezgin ve öğretmen Gerard Nolst Trenité  (1870–1946). O da sanırım benim gibi takılmış bu konuya ve bu “The Chaos”u yazmış 1920’ de.  J))

Nur ol Gerard…

Aradan bu kadar yıl geçti… İngilizce hala aynı… Ama bu kaos senin şiirde kalmadı be Gerard, dünyayı sardı…

EED

Ahh şu kadınlar…

Telve February 2013
 

Yeni senenin yazılarına kız arkadaşlarla başlamışken devam edelim derim ;) gerçi kardeşim bu kadın milletine de yaranmak zor…

O kadar 14 Şubat sevgililer günü icat edildi… Romantik yemeğini ye, hediyeni al; olmadı diğer kızlarla alternatif parti yapıp kendi kendine hediye al, gül oyna ama dünya işleriyle uğraşma… Kır bacağını otur de mi? Şimdi bu sevgi dolu günde isyan etmek de nerden çıktı?

Yok anam bu kadın milletine yaranılmaz…

Alışveriş yapıp rahatlamak, mutlu olmak varken sen kalk isyan edicem diye tuttur. Yetmedi bi de üstelik bütün dünyayı ayaklandır… Ama kadının isyanı bile şık kardeşim… Ne Pakistan’ı kaldı ne Filipinler’i ne de Kanada’sı… Bütün dünyada kadınlar kendi ülkelerinde öğle saatinde aynı şarkıyla dans ettiler… Kadına karşı şiddete başkaldırdılar…

İnanılır gibi değil de mi?

Kadın isterse ne yapmaz! Keşke bu şiddeti uygulayan kişi, kurum ve devletler de bi silkinip kendilerine gelebilseler… Biliyorum mümkün değil ama en azından 1 milyon kadın bir olup diğerine yalnız olmadığını hissettirdi!


Photo by Kevin Konnyu (ONE BILLION RISING-TORONTO)


ONE BILLION RISING-IZMIR FACEBOOK SAYFASI

İki fotoğraf arasındaki 7 farkı siz bulursunuz J)) ama ayrıca iki eylemin de videosunu bulun ve izleyin… Muhteşemler…

Bu kadınlar bir araya gelmeye görsün, bakın daha neler yapmışlar…

Sizinle paylaşmadan rahat edemeyeceğim… Bizim İzmir’ de bi Cafe Colette’imiz vardır. Sahibesi Fatoş, annemden sonra en lezzetli yemekleri yapan ve hatta annemin bana yıllarca yediremediği pırasayı sevdiren, sihirli elleri ve hoş muhabbeti olan dünya tatlısıdır; benim için Serra Yılmaz’ın İzmir şubesidir. O kadar yani J. Laf aramızda ben ilk ondan duydum, o da onlardan biriymiş…

İzmirlinin biri bigün bir de bakmış ki babaannesinin “sini pidesi”ni annesinden öğrenmezse bu tarif kaybolup gidecek, bi daha yiyemeyecekler, torunlarına yapamayacak… Başlamış anneden tarifleri tırtıklamaya, sonra iş büyümüş arkadaşların annelerinin tarifleri de girmiş işin içine… E ben bunu kendi kendime ne yapıcam, paylaşayım demiş ve olmuş mu sana koca bi proje J

Ben gelmeden önce gidip aldım bu kitabı… İçinde tarif deşelerken anıları da okuyup kendi çocukluğuma da gidiyorum arada… Hoş, tarifleri hem benim gibi acemi bi ev kadınının yapması zor hem de malzemelerin çoğunu bulmak mümkün değil… Ama biz çocukken yılbaşı sofralarındaki muzun tadını, öğlen uykusundan uyanıp yıkanmış serin balkonlarda balla peynirle yenen akıtmanın, pişinin tadını alıyor; kumruların guguklarını duyuyorum J Neyse ki ben de yapabileceğim bi tarif buldum geçenlerde… Ufak bi kaçamak yaptık İzmir inciriyle ;)

Kitabın adı mı ne?

“Annesinin Kızı” (annesininkizi.com.tr)

Bu arada miras bırakmak istediğiniz sizde emanet eskilerden tarifler varsa, sitelerinde paylaşmanız ve tescilli bir ana kuzusu da olmanız mümkün ;)

İşte kadın dayanışması yeri gelir dünyayı sallar, yeri gelir torunlara miras olsun diye mutfağa girer… Bu kadınlardan korkulur arkadaş J)

Yeri gelmişken 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günümüzü de ben peşinen kutlayayım… http://www.internationalwomensday.com/esearch.asp?country=37 bu linkte Kanada’daki 68 etkinliği görebilirsiniz. Ülkeler listesinde Afganistan, Ruanda ve Uganda bile varken maalesef Türkiye yok L

Nuri Bilge Ceylan’ın da betimlediği gibi “yalnız ve güzel ülkem”in kadınlarına;

“Ve sizi o keder güzelleştirdi o keder
O isyan etmeler Tanrı'ya, o içinizdeki kırıklık
O sabahlara dek ağladığınız geceler”*

Elvan Eryöner Denizkuşu
*Seven Bir Kadın İçin Sone-Ümit Yaşar Oğuzcan

Benim balonlarım vardı…

Telve January 2013

Bu şarkı nerden aklıma düştü?! Hatırlayanınız, bileniniz var mı bilmem… İbo diye tombul bi şarkıcı vardı, o söylerdi…

Benim balonlarım vardı, onları kimler kimler aldı…

Balon kıymetli bişiii… Hele uçan balon… İzmir’de fuara gidilince alınır, kaçmasın diye bileğe bağlanır… Maximum önem gösterilir… Kaçırmaz ve patlatmadan eve varabilirsen odaya bırakılır, odanın tavanında keyifle seyredilirdi…

İşte benim de öyle kıymetlim, kız arkadaşlarım vardı… Hala varlar ama çooook uzakta… O kadar çok şey paylaştık ki birkaç cilt roman yazabilirim J)) Kimin kalbi kırılsa birine telefon etmesi yeterdi… Hepimiz hemen kırmızı alarm verip toplaşırdık… Bir nevi çeteydik J)) Birisi tufaya gelirse plan yapar intikamımızı alırdık J))) Beraber güler, beraber ağlar, beraber eğlenirdik… Bazen konuşmamıza gerek kalmadan bir bakışla anlaşırdık… Sanki bütün fıkraları bir birimize anlatmış ve numaralamıştık da gülmek için sadece numarayı vermemiz yeterliydi J))) Küçücük bir şey bizi heyecanlandırdığında aynı coşkuyu yaşardık… Seyahat hayalleri kurar, kimini başarır kimini erteler ama unutmazdık J) Hepimizin kız ya da erkek kardeşi vardı ama bizim ilişkimiz bi başkaydı… Paylaşılmayan tek şey yalnızlıkmış ya işte biz en çok onu paylaşırdık J

Şimdi onları çok özlüyorum… İnsanın hayatında kız arkadaş ne büyük bir ihtiyaçmış J)) yani iki dedikodu yapacaksın, kocayla olmuyor J)) bir çantayı beğenip de neden çığlık attığını koca anlamıyor J)) bazı şeyleri kız kıza yapmak gerekiyor işte…

Geçenlerde bir Pazar kocamın müzik çalışmasını fırsat bilip Frida & Diego sergisine gideyim istedim… Deniz de müsaitmiş, AGO’ da buluştuk… Biletlerimizi alıp içeri girdik… Sergi, hayatlarından kesitler ve fotoğraflarla başlıyor… Sonra aynı dönemlerde Frida’ nın ve Diego’ nun çalışmalarını birlikte göstererek devam ediyor… Teknik ve sanat açısından anlamam tabii ama baktım da Diego sağı solu çizmiş, başka insanları hatta başka kadınları, sosyal durumları… O bunlarla uğraşırken zavallı Frida hep kendisiyle boğuşmuş, coşkusunu, sevgisini, üzüntüsünü, tutkusunu, endişesini, aşkını çizmiş durmuş… Umarım fırsat bulup da gezmişsinizdir sergiyi, üstüne filmini tekrar izleme ihtiyacı hissediyor insan J değil mi?



Serginin çıkışında Frida ve Diego’yu anmak için Pedro Martinez diye başka bir sanatçı Meksika geleneklerine göre bir altar hazırlamış… Biz en çok orada eğlendik… Kağıttan çiçek yaptık, sunduk; aşklarını onurlandırdık… Onlar adına hazırlanan maketlerle fotoğraflar çektirdik… Bütün bunları da başka kız kıza gelmiş birkaç kişiyle hemen oracıkta ufak bir çete oluşturup yaptık J)) Bunun da zevki ancak böyle çıkardı gerçekten J

Ben çok şanslıyım hem harika bir kız kardeşim hem de harika kız arkadaşlarım var. Sanki hayatımın özeti gibi… Feryal, İpek, Gözde, Aylin, Aslı, Gülden, Didem, Evşen, Sibel bu yazı sizin için kızlaaaarrrss J Sizi düşününce hala gözlerim doluyor ve burnumun ucu sızlıyor... Hele bazen burada öyle anlar oluyor ki o an hiç değilse biriniz burada olsaydınız diye düşünüyorum… Ama ne çare kalbim beni çoook uzağa getirdi J)))
Sonuç olarak kimler geliiiirrr hayatımdan kimler geçeeeer ama hiçbirisi yerinizi tutmaz…

Kız arkadaşlarınızın kıymetini bilin… Beyler sözüm size değil; hatunlar size diyorum… Hayatınızın her döneminde yanı başınızda elinizi uzatabileceğiniz bir kız arkadaşınızın olması dileğiyle…

EED

ARALIK 2012


Telve December 2012

Eeee… Yeni yıl geliyor… Bir yeni yıl daha… Yine yeni kararlar, yeni başlangıçlar… J))

Kilo verilecek, para biriktirilecek, ev alınacak, araba alınacak, uzun zamandır gıcık olunan patrona ağzının payı verilecek, yeni iş bulunacak, aşçılık kursuna gidilecek, dans derslerine başlanacak, dalışa başlanacak, yeni yerler keşfedilecek, kuzey ışıkları görülecek, Machu Pichu’ ya çıkılacak, örgü öğrenilecek, sevgiliye atkı örülecek, kayak yapılacak, paten kayılacak, spora başlanacak, kredi kartları sıfırlanacak, gardrop yenilenecek, eskilerden kurtulunacak, yenilere yer açılacak, başka bir şehre hatta ülkeye taşınılacak, her şeye yeniden başlanacak, bu sene her şey farklı olacak…

Benim hiç böyle bir listem olmadı… E nerden mi aklıma geldi… Son günlerde televizyonda sürekli bir reklam dönüyor, listesini tamamlamış bir sürü insan huzur içinde geçen senenin listesini yırtıp atıyorlar; ama ne reklamı olduğunu hatırlamıyorum J))) Demek ki çok da başarılı bir reklam değilmiş…

Hadi bu sene ben de liste yapiiiim dedim…

Düşündüm düşündüm ben şu İngilizceyi söksem önce dedim… Hoş nasıl sökeceğim o da ayrı konu… Bir kuralı yok ki sürekli exception J)) İ “ay” okunacak diye biliyorum ama ne fayda… Onlar kendi kafalarına göre takılıyolar; “dayyrekt” de diyolar “dirrekt” de… Hah hadi çöz bakalım… Hadi bu okuma faslı kolay uydur uydur oku… Çoğul yapacaksan bi kelimeyi “s” koyarsın de mi? Yok öyle değil işte her zaman… “goose” denen o kaz sürü haline geldi mi “geese” diye çağırılıyorlar; “foot” da “feet” oluyor ama sakın bunu kural yapıp da “boot”un çoğulunu “beet” sanma J)) Bi de birisi bana otoyola neden PARKway, otopark alanına da neden DRİVEway dendiğini de açıklayabilirse sevinirim…

Yaz en birinci sıraya… İngilizce tüm kuralsızlığına rağmen çözülecek J İyi ama yeni yıl gelmese öğrenmeyecek miydim yani… Şimdi bu durumda liste kapsamına girer mi girmez mi?

Sorma yaaaazz…

Ehliyet alınacak; ama onu yeni yıla bırakmasam daha iyi… Kilo kontrolünü de yeni yıla bırakmıyoruz; azimliyiz J)) Ne kaldı geriye? Spor? E gidip şurdaki havuza yazılıcam zaten, neden yılbaşını bekliyiim ki onun için? Yeni yılda yüzerim işte bol bol… Kayak ve paten kayma işini de sıkıştırabilirsem araya…

Bak bu ikinci madde olabiir, yazalım bakalım: Kanada’ da yaşanacak madem kış sporu öğrenmeli! Artık bu kış olur, seneye olur… Allah kerim J

Tatil planı? Bak o zor… Görmek istediğim yerlerin listesini yapsam çok uzar… Alaska oluuurrr, kuzey ışıkları oluuurrr, Peru oluuuurrr, Arjantin oluuurr, Şili oluuur, Güney Kutbunda penguenlerle buluşma oluuur, Newfoundland&Labrador oluuurr, ya da şöyle baştan sona trenle Kanada oluuurr… olur da olur yani… Neresi denk gelirse gidicez artık… Onun için listeye özet olarak dahil edelim.

Üüüüç: daha önce gidilmemiş bir yere gidilecek! En kolayı bu oldu aslında J)) şurdan 2 durak kuzeye gitsem bile ilk defa gitmiş oluyorum.

İş de bulmam lazım bu arada tabii ama onun da yeni yılla bir alakası yok, zaten yapılacaklar arasında. Hah buldum bu sene burada kariyer planlamamı halletmem lazım… PMP alınacak en başta!

Yaz, dööört: okuldan yeni mezun olmuş gibi yeni bir heyecanla iş dünyasına dalınacak! Evet kesinlikle, çünkü ev kadınlığı çalışma hayatına göre daha zor kardeşim ;) Çalışırken ben bir işi yapar, dosyayı katlar kenara koyardım ve yeni bir işe geçerdim. Evde öyle mi ya… Dön dolaş aynı işi yapıyorsun; nasıl oluyorsa sürekli sanki hiç yapmamışsın gibi… Bi de üstüne anne olup süper kadınlık mertebesine ermiş olanları saygıyla selamlıyorum… İçimdeki Ayşe teyzeyi de ayrıca kucaklıyorum J))

Bu liste konusu biraz karışık, yeni yıla endekslesek de mi listelesek yoksa bağımsız bir liste mi oluştursak? Amaaan ne listesi zaten kıyamet kopacak 20 gün sonra mı desek?


Nasıl bir liste yaparsanız yapın, başlangıcı ister yarın kabul edin ister 1 Ocak; yeter ki bu yıl

ü  Daha çok kahkaha atın

ü  Daha çok su için

ü  Daha az uyuyun

ü  Sevginizi daha çok gösterin, paylaşın

ü  Daha çok yardım edin

ü  Annenizi babanızı daha çok arayın

ü  Dostlarınızla daha çok vakit geçirin

ü  Daha çok sarılın

ü  Şu dünyada daha çok iz bırakın…

Mutlu yıllar… ;)

Elvan Eryöner Denizkuşu

İŞARETLERİ GÖRMEK LAZIM...


ÇIFITÇI ÇARŞISI…

Çok karışık…

Hem evim, hem kafamın içi… Bir sürü şey getirdim gelirken… Hem valizlerde hem kafamda J yavaş yavaş yerleşiyorum işte… Önce valizlerden başladım malum… Nesneler daha kolay yer buluyor… İnsanın hayatını birkaç valize sığdırıp yer değiştirmesi mümkün olmuyor tabii… O yüzden kafamın içinde de bir sürü şey var… Zamanı geldikçe onlar da yerlerini bulacaklar ;)

Şimdilik ortalık çıfıtçı çarşısı…

·         Dalış olmayınca herşey çok sıradan geliyor… Çeşme’ de dalamadan gelseydim çok üzülecektim… Neyse ki badilerimden Bülent organize etti de bir Pazar kaçıverdik… Dalışa başladığım hocalarımla çok keyifli 2 dalış yaptık… İlkinde fotoğraf makinası inat etti çalışmadı L ikincisinde ise bir hafta önce yapılan Altın Palet fotoğraf yarışmasının konularından biri olan sarı mercanları görüntüleyerek ağzım kulaklarımda çıktım J Burada nasıl, ne zaman ve kiminle dalacağım??? Ha bi de nerede? Balina görecek miyim? Onu bırak dalabilecek miyim? Offf yaaa…

Sarı Mercanlar / Yatak Odası-Çeşme

·         Gazetede bir haber gördüm, isim tanıdık: Yaşar Ürük. Nerden mi tanıdık? Hani şu Facebook var ya, ben orda bir gruba üye olmuştum: Küllerinden Doğan Şehir İzmir. Eski İzmir fotoğraflarını ve bilgileri paylaşıyorlar, işte oradan biliyorum bu ismi. Bir fotoğraf paylaşılıyor mesela Yaşar Bey “burası 943 sokak” deyiveriyor J)) Bu işe hep şaşırıyordum… “İğne Deliğinden İzmir” kitabının ödül haberini de okuyunca dayanamadım, bir mail attım kendisine. Ertesi gün buluştuk. Devlet Tiyatrolarında sanatçıymış; ilk önce Tıp okumuş, bakmış ona göre değil konservatuara geçmiş, şan opera derken 3. Sınıfın sonunda tiyatroda buluvermiş kendini. O sırada da karar vermiş hobi olarak şehrini araştırmaya ve Ankara Milli Kütüphanesinden içeri girivermiş. Tam 40 yıldır durmadan İzmir’i araştırıyor, belge topluyor, bir haberin peşinden atlayıp Paris’e bile gidiyor. Hobi denen şey insanın tutkusu mudur? Yaşar Bey’in gözlerinden ışıklar fışkırıyor İzmir’le ilgili bir şey anlatırken… Sanırısın birazdan kalkıp hoplayıp zıplayarak İzmir sokaklarına dalıverecek… O kadar enerji dolu bu 60lık delikanlı… İzmir’de gezecek, görecek Kordon’dan başka ne var ki diyenler şaşarsınız neler olduğuna… Yaşar Bey sayesinde Basmane Günleri Etkinlikleri kapsamında bir gezi olacağını öğreniyorum ve giderayak şehrimi ucundan da olsa keşfedeyim istiyorum… Bikur Holim Sinagogu neresiymiş? Neden önemliymiş? Küçük Aya Yani Ligaria Kilisesini duyan var mı? Kortijonun ne olduğunu biliyor musunuz? İzmir’in en eski mescidi neresi? Açılır çatısıyla meşhur Yıldız Sinemasından haberiniz var mıydı? Ya hemen arkasındaki Aya Vukolos Kilisesini bileniniz var mı? Bunları anlatmam lazım… oofff anlatacak çok şey var… Tarihin üstüne nasıl gecekonmuşlar? Şimdi gerçek bir kentsel dönüşüm projesiyle döşemelerinin altından koskoca anfitiyatronun sıralarının gözüktüğü evlerini boşaltıyorlar yeni evlerine taşınıyorlar… Bütün bu çalışmalar bitince Roma gibi olacak İzmir diye geçiriyorum içimden…
 

Küçük Aya Yani Ligaria Kilisesinin delinen demir kapısından görüntü
·         2400 kişi lazımmış… Bir fotoğraf sanatçısı Cumhuriyet Meydanında 10 Kasım’ da insanlardan Atatürk portresi yapacakmış, helikopterle de fotoğraf çekecekmiş… Artık 2399 kişi lazım çünkü ben gidiyorum. Sabah erkenden yola dökülüyoruz; saat 9u 5 geçe saygı duruşunda bulunup, kayıt kuyruğuna dahil oluyoruz. Herkes heyecanlı, herkes ya 2401. olursam diye endişeli J)) fakat hiçbir gerginlik, itiş kakış olmadan kayıtlar tamamlanıyor; şimdi de t-shirt alıp meydana girme sırasına geçiyoruz. Nasıl olacak derken sıra bize geliyor, elimize bir numara ve t-shirt tutuşturup grup liderini takip etmemizi istiyorlar. Yerlerde yapıştırılmış numaralar var, elimizdekiyle eşleştirip tam üstünde duruyoruz. Atatürk’ün yüzünde bir noktayım şimdi: 7E110. Tam 40 dakika hazırolda bekliyoruz. Resim bozulmasın diye kimse kıpırdamıyor. Sonuç ise süper… İş bitince Cumhur Aygün helikopterle alçalıp hepimizi selamlıyor, biz onu alkışlıyoruz, o bizi… biz ona el sallıyoruz, o bize J Hay aklına sağlık Cumhur Aygün… Geçen sene aynı meydanda kendi kendimize kutladığımız Cumhuriyet Bayramında kaybettiğim umutlarımı buluyorum o gün.


İşte o an… 2400 kişi… Hepimiz Atatürk’üz…

 

7E110 burdaaaa… J

Dedim ya çıfıtçı çarşısı… Eşyalar kolay da… Kafanın içini yerleştirmek, duyguları, düşünceleri düzene koymak zaman istiyor J

Bu sefer farklı oldu ayrılmak… Herşeyi son defa yapar gibi, herkesi son kez görür gibi… Sanki bir daha dönmeyecekmiş gibi… Her anın tadını çıkarmaya çalıştım yine de doymadım, doyamadım ama insanın evi gibisi de yok…


İşaretleri görmek gerek J

Hoşbuldum ;)

Elvan


17 Aralık 2014 Çarşamba

πcasso


Ankara’ dan abim gelmiş; evde bir bayram havası…

Ben yine bi şarkı tutturdum, sergi gezmeye gidiyorum J)) Nereden bu yakınlık Picasso’yla diye sormayın… Ne biliiim işte, bizim oralara daha yakın bi yerden geliyor ya, biz de ucundan Avrupalıyız ya… Bi de daha önce de kendisini ziyaret etmişliğim var, heyecanlanıverdim… Çünkü bu sergi İstanbul’a geldiğinde gidememiştim, Paris’ e gidişlerimde de Picasso’ ya vakit ayıramamıştım. Kendisiyle ancak Madrid’de buluşabilmiştik. Okyanusu geçip gelince sanki bana özel gelmiş gibi hissettim J

Sınıfımı geçip, ESL kursunu bırakınca pazartesi ilk iş sergiye gittim… Atladım Miway’e, doğru Kipling, ordan TTC subway ile AGOya kadar ulaştım… Kendimi buralı hissettiğim günlerden biri J otobüs tanıdık, şoför tanıdık, yollar tanıdık. Çocuklar gibi seke seke yürümek istiyorum J

AGOyu daha önce dışarıdan görmüştüm, şimdi bi de içini keşfedeyim bakalım… Önce gidip biletimi aldım. Aklınızda bulunsun GO bileti ya da Presto kartınızı gösterince indirim yapıyorlar ;) ikinci ana görevim tuvaletleri bulmak, onlar da alt kattaymış. İyi ki alt kattaymış yoksa o güzelim gemi maketi koleksiyonundan haberim olmayacaktı… Herşeyi unutup gemileri gezmeye başladım, fotoğraf çekemiyoruz de mi? Yok dedi güvenlik… Flaşsız? Maalesef… Boynumu bükmüş ama büyülenmiş bakarken yanıma yaklaştı, seç bi tanesini bi kerelik izin vereyim dedi J Hepsini tek tek dolaştım, o kadar güzellerdi ki karar veremedim J Hem ben Picasso’ ya geldiydim, bana müsaade…

Okları takip ederek Picasso salonuna geldim… Yazının devamında herhangi bir sanat değeri olan yorum bulamayacağınızı şimdiden söyleyeyim. Zira anlamıyorum… Hatta bana sergiyi gezerken gördüğüm bazı amcalar ve teyzeler de çok komik göründüler J) Sağ ellerini çenelerine dayamış, sol ellerini de sağ dirseklerine destek yapmış, düşünceli düşünceli tabloları seyreden birkaç kişi vardı. Picasso’dan bir açıklama bekler gibi halleri vardı J) Başka bir Uzakdoğulu yaşını almış bir amca elinde eskiz defteri, geçmiş bir tabloyu kopyalıyor J))) onu biraz uzun izledim omzunun üstünden, fena da kopyalamadı hani… beni farketmeden uzaklaştım…

En eğlenceli grup ise 8-10 yaş arası öğrencilerdi… 2 ayrı grup halinde öğretmenleri ve AGO görevlileriyle birlikte dolaşıyorlar, bazı resimlerin önünde oturup açıklamaları dinliyorlar, sohbet ediyorlar, bazılarının önündeyse kimi bağdaş kurmuş, kimi yere uzanmış kendi şaheserlerini yaratmaya çalışıyorlar… onların yanına çökesim var J

Dora Maar’ın portesini görene kadar Picasso’ nun hiç de alışmadığım tablolarına şaşırdım. Hatta vay be bildiğimiz resim de yapmış diye aklımdan geçmedi değil hani J Zaten İspanya’ dan Paris’e geçince değişim başlıyor. Ben Dora’yı görünce hah doğru gelmişim dedim J Sergide sıralamayı zamana göre yapmışlar ki sanatçının hayatının iniş çıkışları eserlerine nasıl da tam olarak yansımış onu görüyorsunuz. Yani tablosunun karşısına geçip hayatın anlamını çözmek ister bakışlarla izleyip kendi sonucunuza varmanız mümkün olabilir ;) ya da ressamın hayatını bilmeden eserlerine anlam verebilmek pek mümkün değil.

Ben en çok vakti Guernica’nın yapım aşamalarını gösteren fotoğrafların önünde harcadım. Dora çekmiş fotoğrafları. Tabloyu Madrid’de gördüğümde de çok etkilenmiştim. Picasso, İspanya’da demokrasi kurulana kadar ülkesine getirilmemesini istediği için Guernica 1981 yılına kadar New York’ta sergilenmiş, 1992’de Madrid’e getirilmiş. Reina Sofia’da fotoğrafa izin veriyorlardı ;) Sergiye benden ufak bir ilave…

İkinci en çok vakit geçirdiğim yer de son salon oldu. Galiba benim de mutluluğumla örtüştüğü için “The Joy of Life” salonu beni daha da mutlu etti… Sergiyi ağzım kulaklarımda terk ettim…

Ben aslında bütün AGOnun altını üstüne getireyim diyordum ama meğer saatlerdir içerdeymişim, eve dönme vaktidir. Yine de azıcık salonlarda kaybolmanın zararı olmaz deyip kocaman bi kapıdan içeri süzülüverdim; çıkışa doğru biraz uzun bir yol izledim ;) Arada gidip küçük keşifler yapmak lazım, metroda farkettim ki 5.katta bir espresso bar varmış… ahh bee… neyse bi daha ki sefere ;) Ama alışverişi başka zamana bırakmak olmaz J) çıkmadan önce azıcık da orayı gezeyim ;)

Alışveriş standları… minik magnetler, tablolar… Birisinde Picasso imzasıyla “ben hayatımı bir çocuk gibi resim yapabilmeyi öğrenmeye adadım.” yazıyordu; başka bir büyük afişte de “Youth has no age”!

E ben daha ne söyleyeyim… Görüşmek üzere gençler ;)


Elvan Eryöner DENİZKUŞU

May is...



Telve - Mayis 2012

Mayıs ayı benim için hep başlangıcı simgelemiştir… Belki de benim başlangıcım annem 1 Mayıs’ta doğdu diye kim bilir?

Bahar başlamıştır, yaz başlar, çiçekler açar… En sevdiklerim… Papatyalar, gelincikler, kır çiçekleri… Kır vakti… Deniz vakti… Uyanma vakti…

Şimdi de yazma vakti ;)

Mayıs ayı, bayram vakti… 1 Mayıs Bahar Bayramı uzun zamandan sonra gerçek adıyla İşçi Bayramı, 5 Mayıs Hıdrellez, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı…

Hıdrellezi biz İzmir’ de bildim bileli kutlarız, ama İzmir’in boyozu gibi dışarda hep öksüzdü Hıdrellez… Belki de bizim oralardaki şenlikle kutlanmadığı için biz öksüz hissederdik ne biliiim…

Hıdrellezi, biz yıllarca çingene bayramı bildik… E haksız değildik belki, Çingeneler Zamanı’ nda Hıdrellez kutlanmıyor muydu? Endelizi Hıdrellez demek değil miydi? Küçükken 5 Mayıs’ ta doğan kardeşimi seni çingenelerden aldık, o yüzden de doğum gününü çingene bayramında kutluyoruz diye az ağlatmamıştım J)) .Bu sene beraber ağladık ilk defa ayrı kutladığımız için, burun sızlamasının mecazi değil gerçek bir sızı olduğunu o gün anladım…

Aman deyim yine ağlayan olmasın, adım çıkacak vallaaa… J Hıdrelleze geri dönelim…

Ateş üstünden atladık, yeni senede sağlıklı olalım diye… Gül ağaçlarına dilekler astık, Hızır geldiğinde okusun da yardımı dokunsun diye…  6 Mayıs sabahı dileklerimizi denize attık, bi daha ki Hıdrellez’ e kadar unuttuk gitti… Dilekler olunca Hızır’dan bildik olmayınca zamanı gelmemiş dedik J

E burda kimsenin haberi yok Hıdrellez’ den… Bahçede gül ağacı da yok… Ben de kendi dilek ağacımı kendim yaparım, kendi hıdrellezime arkadaşları ortak ederim bayram ederiz… İş güç de yok ya bana en heyecan verecek dilekleri bulurum… Bulduuum ama söyleyemem ;)))


Size önümüzdeki sene Hıdrellezi hatırlamanız için bir de duasını yazayım…(alıntıdır-yazarı bilinmiyor)

Sevdiğim kim varsa, kendim de dahil, sevebileceğim herkes de dahil...

Sağlığı iyi olsun. Kalbi ritmini çalsın. Yanakları kiraz pembesi, dudakları bal olsun. Teni sıcak kalsın, enerjisi dışına taşsın. Ciğerlerinden nefes, midesinden gurultu, bacaklarından güç eksik olmasın. Kanı bol olsun, damarlarında dönüp dönüp dolaşsın.

Sevdikleriyle bir arada olsun. Kolu kollarına değsin, gözü gözlerinin içine baksın. Lafları birbiriyle başlasın. Nesi varsa, bölüşecek biri olsun; nesi yoksa bulup getirecek biri olsun. Bu birileri az ama öz olsun. Bazıları dünyada tek olsun. Sevgisinin tamamını harcasın. Harcasın ki, ona büyük bir miras kalsın. Sevmekten bıkıp usanmayacağı biri olsun. Onun yeri ayrı olsun. Onu soysun, başucuna koysun ama yalan uydurmasın. O her şeyine, her haline tek tanık olsun. Bir hareketiyle güldüren, bir hareketiyle ağlatan olsun. Duyguların hepsi onda olsun. Kalbi buna teslim olsun. Bütün şarkılar onu anlatsın. Aşık olsun, sırılsıklam olsun. Kurumasın.

Yapmaktan bıkıp usanmayacağı bir işi olsun. Başarının gerçek adının bu olduğunu unutmasın. İbadet eder gibi, bu keşfini her gün yeniden kutlar gibi, onu yapıp dursun. Yaptıkça daha iyi yaptığını görsün. Daha iyi yaptıkça bunu başkaları da görsün. O başkalarının bunu gördüğünü, dış gözüyle görsün, iç gözüyle işine baksın.

Neşesi bol olsun. Kendini mutlu etsin, durduk yere neşelenmek nedir bilsin. İçinde bi şey durup durup zıplasın. Duydukları, gördükleri onu gıdıklasın, kahkaha attırsın. Gürültü çıkarsın. Saçma şeyler söylesin. Çocuklukta en şımardığı ana, sık sık gidip gelsin. Nereye gidip geldiği bilinmesin.

Değiştirmek istedikleri değişsin. İçte ve dışta, iyi günde ve kötü günde tadilat yapsın. Eskilerini atsın, ruhunu havalandırsın. Kapıda hep kamyonu dursun. Dilediği yere taşınsın. Kendinden taşınmak isterse, içindeki güç, dışındaki sevgi ona yardımcı olsun. Bileği, bütün alışkanlıklarıyla, bağımlılıklarıyla güreşsin.

Bi şey ona sürpriz olsun. Günlerinden bir günü, bir pakete sarılı olsun. Açılınca, içinden hiç beklemediği güzel bir haber çıksın. Bu gün üçyüzaltmışbeş'ten herhangi biri olsun. Öylesine bir pazartesi, arkaya kavuşturduğu ellerinde, unutulmaz bir salı saklasın. Öyle tahmini mümkün olmayan birşey olsun ki bu, hayatın zekasını anlatsın.

Bir hayali gerçek olsun. Bir hayale gözünü yumsun. Peşinden koşup, onu sobelesin. Hayalini kendinden saklamasın. Bir çizgi filmde olduğunu, her şeyin mümkün olduğunu unutmasın.

Bu duayı okusun.

Kendi sesiyle duysun.

Duası gerçek olsun.

Her kelimesine şükretsin.

Tek satırına nazar değmesin.



Amin :)
 

Dilerim okurken içinizden geçiriverdiğiniz tüm dilekleriniz gerçekleşir…

Merhaba…

Elvan Eryöner DENİZKUŞU